NTV Tarih dergisinin bu ayki sayısı kapağına 9 önemli mektubu taşıdı. İlk dönem İslam tarihi uzmanı Prof. Dr. Mustafa Fayda mektupların yazılma sürecinde yaşananları anlatıyor. Tarihçi yazar Necdet Sakaoğlu tarafından incelenen mektupların önemi ise Hz. Muhammed’in Mısır-Habeşistan’dan Doğu Roma İmparatorluğu’na kadar geniş bir coğrafyadaki imparator ve hükümdarlara yazdığı, kendileri ve uyruklarını İslam’a davet eden mektuplar olması.
NTV Tarih dergisi bu ay okuyucularının karşısına Hz. Muhammed’in dönemin Arap Yarımadası’nın Mısır ve Habeşistan’ın çağdaşı yerel egemenlerine, Irak-İran-Afganistan’da hüküm süren Sasani hükümdarı Nuşirevan’a, Doğu Roma İmparatoru Herakleos’a gönderdiği ve kendileriyle uyruklarını İslam’a davet eden mektuplarıyla çıkıyor. Usta tarihçi Necdet Sakaoğlu adı saptanamayan bir Osmanlı aydının 1710 yılında yazdığı ‘Kitab-ı İnşa mine’l-Muhtarati’l-Arifin’ adlı eserde yer alan mektuplar ve gelen yanıtların çevirisi ve incelenmesine yer veriyor. İşte bu risaleden ilk kez günümüz Türkçesine olarak çevrilen Hz. Muhammed’in 628 yılından itibaren yazdığı rivayet edilen 9 mektubu ve gelen cevaplardan çarpıcı satırlar:
Hz Muhammed'in iki âlemi de sarsan mektupları
İslam tasavvufu prangalı, dergâhı kapalı
Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç'ın 1995'te yazdığı tezi İbn Arabî Düşüncesine Giriş Şeyh-i Ekber ismiyle raflarda yerini aldı. İslam tasavvufu alanında yoğunlaşan, İslam Felsefesi üzerine çalışan Kılıç ile İbn Arabî kitabı vesilesiyle buluştuk
Sufi ve Şiir: Osmanlı Sufi Şiirinin Poetikası, İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce isimli iki kitabı daha bulunan Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olduktan sonra manevi ilimlere yönelerek özellikle İslam tasavvufu üzerine çalışmaya başlıyor. Marmara Üniversitesi Tasavvuf Anabilim Dalı Sistematik Tasavvuf Bilim Dalı Başkanlığı, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi Başkanlığı derken, sadece ülkemizde değil, yurtdışında da çalışmalar yapıyor. Merkezi Tahran'da bulunan İslam Konferansına Üye Ülkeler Parlamentolar Birliği Genel Sekreterliği, Merkezi Oxford'da bulunan Muhyiddin Ibn Arabi Society'nin şeref üyeliği, Islamic Manuscript Association'ın (TIMA) Yönetim Kurulu Başkanlığı gibi sıfatları da var. Kılıç, Kürt sorunundan Alevi-Sünni çatışmasına kadar, günümüzde yaşadığımız pek çok sorunun tasavvufun birleştirici gücüyle çözülebileceği kanaatinde... İbn Arabî'den Hz. Muhammed'e, Hallac-ı Mansur'dan Osman Gazi'ye, sohbetteyiz kendisiyle.
Abdülmuttalip Dedemin feraseti
Peygamberimizin dedesi Aldulmuttalip ve amcası Ebu Talip’in imanları tartışılır durulur. Hatta anne ve babasının durumları bile tartışmaya dahil edilir. Bu tabii birçok problemli malumat ve ön kabulün sonucudur. “Cahiliye Çağı” yaklaşımına yüklenenler bunların başında gelir. Kainattaki İslami [fıtri-insani] çizginin bıçakla kesilir gibi bazı zamanlarda kesildiği yönlü bir yaklaşım hangi ucundan tutarsanız tutun kabulü imkansızdır. Bu hem Sünnetullah’a, hem ilahi adalet ve şefkate aykırıdır. Ama sanki İslam’ı “öncesinden” temizlemek zorunluluğu duyulduğu için böyle bir öngörü yaygınlaşmıştır. Müşriklerin “Ataların dini” ithamı da “öncekilerin” tamamen silinmesi gerektiği gibi bir düşünce uyandırmıştır. Başlarda kendi içlerinde makul karşılanabilecek anlayışlardı bunlar, ama zamanla bunları haklı çıkarmak için iddialar geliştirildi, lakin onların boşlukları yeni sorunlar doğurdu, bu sorunlar yeni iddiaları getirdi ve derken içinden çıkılmaz ve anlaşılmaz bir malumat çıktı ortaya. Bunun sıkıntılarını hala çekiyoruz. Sadece bu hatırlatmayla yetinerek, biz işin bu “itikadi” boyutuna şimdilik hiç girmeyeceğiz. Bu malumatın içerisinden bir durumu işaret edeceğiz. O işaret size bir şey söylerse gerisi size kalacak.
Angelus Silesius'un gülü
Die Rose ist ohne Warum.
Sie blühet, weil sie blühet.
Sie achtet nicht ihrer selbst,
fragt nicht, ob man sie siehet.
Angelus Silesius
Martin Heidegger, Leibniz’in formüle ettiği ‘yeter sebep ilkesi’ (principle of sufficient reason) hakkındaki düşüncelerini İngilizce’ye The Principle of Reason olarak çevrilen Der Satz vom Grund adlı eserinde dile getirir. Heidegger her şeyi bir nedene bağlayan bu düşünceye karşı Angelus Silesius’un bir şiirini alıntılayarak farklı bir yorum geliştirir. Silesius’un meşhur şiiri şöyledir:
‘Niçin’siz (Ohne Warum)
“Gül niçin’sizdir, açar çünkü açar
Kendisini umursamaz, görülme arzusu yoktur”
Peki Angelus Silesius’un gülü nasıl bir güldür?
Türbeler Güzin Abla işlevi görüyor
Diyanet'in türbeler konusunda "batıl inanış, hurafe" diyerek kestirip atıp, uyarıp durması neresinden tutarsanız tutun elinizde kalacak bir yaklaşım. Meseleye "modern bilim adamı" ilahiyatçı havasından kurtulup doğru dürüst bakarak, halkın durumunu da anlayan ve belki de iyileştiren bir yaklaşımla ele almak gerekmez mi? Pe ki Diyanet böyle de "diger ulema"nın durumu nasıl? Hepimizin malumu... E ne yapacağız o zaman?
Prof. Ali Köse'nin araştırmasını konu eden Murat Tokay haberini paylaşıyor ve konuyu tartışmanıza açıyoruz.
"Türbeleri terapi merkezine benzetiyor Prof. Ali Köse, "Türbeler Güzin Abla gibi." diyor. Türbeler bugüne kadar daha çok teolojik açıdan gündeme geldi.
İnsanların türbelerde dilek dilemeleri, burada yatan zattan medet ummaları ve çaput bağlamaları, mum yakmaları genelde ilahiyatçılar tarafından eleştirildi. Ancak eleştirilere rağmen mekânlar halk tarafından kutsal kabul edilmeye devam etti. Din referanslı popüler kültürü en canlı yansıtan mekânlar oldu.
Bab’Aziz: Ölüm; sonsuzlukla düğünümüzdür!
Mevsim yaz. Vizyonda dişe dokunur bir yapım yok. Mübarek ramazan ayında illa film izlemek istiyorsanız, size piyasada rahatlıkla bulabileceğiniz ve evde izleyebileceğiniz bazı filmleri tavsiye etmek istiyorum. Bunlardan ilki bir Şark masalı olan Bab’Aziz…
Sokrates’in öğrencisi, Aristo’nun hocası olan Eflatun (Platon) Batı felsefesinin ilk noktası ve kurucusu sayılır. Bu düşünce ustası öğrencileri ile oturmuş gerçeğe dair sohbet ederken gerçek olmayan her şeyin yalan olmak zorunda olmayacağını anlatır. Biliyorum biraz karmaşık gibi görünüyor ama elimizde buna enfes bir örnek vardır: Şark Masalları. Gerçek değildirler ama yalan olduğunu da kimse iddia edemez.
Bediüzzaman Hazretleri’nin Küçük Sözler’de bir anlatım tekniği vardır. Betimleme yöntemi ve anlatım tarzı ile sinematografiye şahane birer örnek olabilecek olan Küçük Sözler’de hakikatler anlatılırken öyküleme tekniği kullanılır. Bediüzzaman imana dair hakikatleri asrın idrakine göre ele alırken her biri çarpıcı bir yol hikâyesi şeklinde özetlenebilecek ibretli örneklemelere başvurur.
Diğer Makaleler...
Sayfa 1 / 23












